Tahrif Arapça bir kelime olup mücerredi حَرَفَ (herefe) olan sulasi mezid fih babına tekabül eden حَرَّفَ (herrefe) fiilinin mastarıdır.
Öncelikle bazı Arapça kaynak sözlüklerin Arapça metnini sonra da Türkçesini verelim Sözlüklere baktığımızda şunları görürüz:
والتَّحْريفُ: التَّغْيِيرُ والتَّبْديِلُ وَمِنْه قولُه تعالَى: ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ وقَوْلُه تعالَى أَيضاً: يُحَرِّفُونَ الْكَلِم عَنْ مَوَاضِعِهِ، وَهُوَ فِي القرآنِ والكَلِمَةِ: تَغْيِيرُ الحَرْفِ عَن مَعْنَاها، والكَلِمَةِ عَن مَعْنَاها، وَهِي قَرِيبَةُ الشَّبَهِ كَمَا كانَتْ اليَهُودُ تُغَيِّرُ مَعانِى التَّوْرَاةِ بالأَشْبَاهِ.(الزبيدي: تاج العروس من جواهر القاموس)
Tahrif : değiştirmek ve tebdil etmek demektir. Yüce Allah’ın şu sözünde geçtiği gibi: (sonra onu tahrif ederler) . Ve şu ayet gibi : (onlar kelimeleri bağlamından koparır...) Tahrif ifadesi Kuran’da ve kelimelerde kullanımında ,harfi ve kelimeyi bağlamından koparmak demektir . Yahudiler’in Tevrat’taki ifadeleri eş anlamları ile değiştirmeleri gibi .
وتَحْرِيفُ الكَلِم عَنْ مواضِعِه: تَغْيِيرُهُ. وَالتَّحْرِيفُ فِي الْقُرْآنِ وَالْكَلِمَةِ: تَغْيِيرُ الحرفِ عَنْ مَعْنَاهُ وَالْكَلِمَةُ عَنْ مَعْنَاهَا وَهِيَ قَرِيبَةُ الشَّبَهِ كَمَا كَانَتِ الْيَهُودُ تُغَيِّرُ مَعانيَ التَّوْرَاةِ بالأَشباه ِ.( لسان العرب لابن منظور)
Kelimeyi bağlamından koparmak değiştirmek demektir . Tahrif ifadesi Kuran’da ve kelimelerde bir harfi veya bir kelimeyi eş anlamlısı olan bir anlama taşımaktır. Yahudiler’in eş anlamlı olan ifadeleri (keyiflerine göre) değiştirmesi gibi...
(حرف) الشيء :أماله و الكلام : غيره وصرفه عن معانيه. (المعجم الوجيز)
Bir şeyi tahrif etmek demek onu başka yere taşımak demek . Kelamı tahrif etmek de onu değiştirip kendi anlamı dışına çıkarılması demektir.
Gördüğünüz gibi sözlükteki anlamı, var olan bir cümleyi anlamı dışına çıkartmaktır. Yani lafzı alıp değiştirmek değil metindeki var olan anlamı değiştirmektir. İslamiyet’in başında Tevrat ve İncil tercümeleri pek yoktu . Bu kitapları ne peygamber okumuş ne de sahabeler okumuşlardır. Bazı Yahudi kabileler Tevrat hakkında bir konu açılınca Tevrat tomarlarını getirir ve İbranice okuyup Arapçaya çevirirlerdi . Sahabeden de İbranice bilen kimse yoktu. Onun içindir ki peygamberin şu sözü söylediği nakledilir: “ Kitap Ehli’ni ne tasdik edin, ne de yalanlayın. ‘Allah’a ve bize indirilene iman ettik.’ Deyin.¹ Buradan da anlaşılacağı gibi bu sözden kastedilen kitaplar değil Ehli kitaptır . Çünkü söyledikleri sözlerin arasında yalan-yanlış da olabilir doğru da olabilir . Tıpkı peygambere nisbet edilen hadislerin arasında doğru olanın da uydurma olanın da bulunduğu gibi. Peygamber Yahudiler ’in bu hileleri yapıp yalan yanlış hem Tevrat’tı yorumlayabilmelerine karşın hem de gelen İbranice yazıları okuması için Zeyd bin sabit’e İbranice öğrenmesini emrettiğini görüyoruz ve Zeyd bu dili çok kısa bir sürede öğreniyor. Zeyd şöyle anlatır:"Resulullah Medine'ye teşrif ettiklerinde çocuktum. Beni alıp huzuruna götürdüler. Resulullah beni çok beğendi. Şöyle dediler:'Yâ Resulallah, bu çocuk Benî Neccar'dandır. Ondan fazla sûre ezberlemiştir.Bu da Resulullahm hoşuna gitti. Bir seferinde bana şöyle buyurdu:"Ey Zeyd, Yahudilerin yazısını öğren. Çünkü, vallahi ben, Yahudilerin bana yazdıklarına güvenemiyorum."Ben de on beş gece içinde İbraniceyi yazıp okumasını öğrendim. Artık bundan sonra Yahudilerin Resulullah'a gönderdikleri mektupları okuyor, cevapları İbranice yazıyordum." ²
Burada efendimiz dışardan gelen İbranice yazıları kastediyor ki öyle bir mektubu ancak İbrani olan Yahudiler tercümesini yapabilirdi . Bu durumda bilerek yanlış tercüme etme ihtimalleri yüksekti. Peygamber ise İbranice’yi bilmiyordu, diğer dilleri de bazı kelimeler hariç aynı şekilde bilmiyordu. Çünkü eğer bilseydi Kur’an’ı bu kitapları okuyarak yazdığını iddia edeceklerdi zanlarınca. Halbuki bilseydi bile bu onun peygamberliğine bir halel getirmezdi. Nitekim İsa Mesih’te diğer birçok peygamber de Tevrat’ı bilmişler ve bununla beraber vahiy aldıklarını ilan etmişlerdir. Onların dönemindekiler diyebilir miydi ki “ Bu adam zaten kutsal yazıları biliyor , öyleyse ben peygamberim demesi ve Tevrat’tan yazıları bize aktarıp tekrarlaması peygamber olduğunu göstermez . Çünkü öyle bir şey olursa her Tevrat’ı bilen peygamberlik iddia eder ”? Hayır, diyemez ! Çünkü önemli olan onları bilip bilmemek değildir . Önemli olan ilettiği şeyin öncekine açık bir şekilde aykırı olacak tarzda olmaması ve haber verdikleri şeylerin yerine gelmesiydi . Çünkü Tevrat yalancı peygamber ile doğru olanı ayırtmak için bize şu bilgiyi verir:
“Bir sözün RAB’den olup olmadığını nasıl bilebiliriz?’ diye düşünebilirsiniz. Eğer bir peygamber RAB’bin adına konuşur, ama konuştuğu söz yerine gelmez ya da gerçekleşmezse, o söz RAB’den değildir. Peygamber saygısızca konuşmuştur. Ondan korkmayın.”³ İşte bu yüzden çoğu peygamber gelecekten haber vermiştir ki insanlar bu ayette de bildirdiği gibi onun peygamberliğini anlayabilsin. İncil'e baktığımızda tapınağın yıkılışını öngörür. Çünkü bu bir vahiydir. Ve milattan sonra 70 yılında bu gerçekleşir. Bu da İsa’nın gerçek bir peygamber olduğuna işaret eder . Aynı şekilde Kuran’da mucizevi bir şekilde kimsenin haber vermeksizin bildirilen Rum ve Pars savaşı. Ayetlerde Rum’ların Pars ordusuyla yaptığı savaşta yenilgiye uğradığını bildirir. Ve bu ayetlerin gelmesinden yaklaşık 9 yıl sonra da Rum’ların galip geleceğini bildirmiştir. Bu o zamanda tahminden bile çok uzak bir söylemdi ama gerçekleşti. Tabi Yahudiler’in bazıları tüm bunlara karşın her iki kitapta bildirilen gelecek haberlerin gerçekleşmesine rağmen yine de inanmadılar. Sözün özü şu ki Tahrif kelimesinin sadece anlam konusunda olduğunu anlamış oluruz.
Kuran’da Tahrif ayetleri : 1-"Şimdi onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki, onlardan bir zümre, Allah´ın sözünü işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi. inananlarla karşılaştıklarında «İman ettik» derler. Birbirleriyle başbaşa kaldıkları vakit ise: Allah´ın size açtıklarını Tevrat´taki bilgileri , Rabbiniz katında sizin aleyhinize hüccet getirmeleri için mi onlara anlatıyorsunuz; bunları düşünemiyor musunuz? Derler. Onlar bilmezler mi ki, gizlediklerini de açıkça yaptıklarını da Allah bilmektedir." ⁴ Ayetin siyak ve sibakına , öncesi ve sonrasına bakarsak Yahudiler’in sadece bazılarının bu hareketi yaptıklarını anlarız. Çünkü ayette bir fırkanın bunu yaptığını anlatır. Bir fırkanın yaptığı bir eylem tüm Yahudileri tam etkilemişti demek uzak bir ihtimaldir. İmam Taberî’nin de dediği gibi bu Tevrat bilginlerinden bazıları Tevrat’ı okuyup öğrenmiş daha sonra yaptıkları tefsir ve açıklamalarla anlamını değiştirip çarpıtmıştır. Bu ister yazılı bir tefsirle olsun ister sözlü bir tefsirle. Ama metne dokunma gibi bir lüksleri olmamıştır. Olamaz da . Çünkü Tevrat’ta şöyle yazılmıştır:
"Ot kurur, çiçek solar, Ama Tanrımız’ın sözü sonsuza dek durur."⁵
İncil şöyle der : "Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak." ⁶
Hatta kutsal yazılarda ekleme ve çıkarma yapanları lanetler : "Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır. Her kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır."⁷
Kuran’da da şunları görürüz: "Andolsun ki senden önceki peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti. Allah´ın kelimelerini değiştirebilecek hiçbir güç yoktur. Muhakkak ki peygamberlerin haberlerinden bazısı sana da geldi. Rabbinin Kitabı´ndan sana vahyedileni oku. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O´ndan başka bir sığınak da bulamazsın."⁸ Bunun bir kanıtı da ayette geçen şu ifadelerdir “ Allah’ın sözünü işitirler ,iyice kavradıktan sonra bile bile çarpıtırlar , Tahrif ederlerdi” ifadesidir. Demek ki ellerinde Allah’ın sözleri yani Tevrat var, okuyorlar, anlıyorlar ve daha sonra gerçek anlamının dışına çıkarıyorlardı. Bir diğer ayette şudur :
2- Elleriyle Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için «Bu Allah katındandır» diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların! ⁹ Bu ayeti de diğeri gibi bağlamıyla okursak ayetin maksat ve meramını anlarız . Aksine bizler de bu ayetin anlamını bilmeden tahrif edebiliriz ! Ayetin devamında şöyle bir örnek gösterir yüce Allah bu konuya dair : "Yahudiler Sayılı günler hariç, bize ateş dokunmayacaktır, dediler. De ki : Siz Allah katından bir söz mü aldınız -ki Allah sözünden caymaz-, yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? Hayır! Kim bir kötülük eder de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar."¹⁰ Bizler bu konu hakkında Tevrat’a baktığımızda öyle bir bilgi göremiyoruz. Ki zaten yüce Allah bu sözü onlara nisbet etmiştir. Demek ki bu sözü başka yerde zikretmişlerdir. Sözlü Tevrat dedikleri Babil Talmud’una bakarsak şunu görürüz : פּוֹשְׁעֵי יִשְׂרָאֵל בְּגוּפָן, וּפוֹשְׁעֵי אוּמּוֹת הָעוֹלָם בְּגוּפָן יוֹרְדִין לְגֵיהִנָּם וְנִידּוֹנִין בָּהּ שְׁנֵים עָשָׂר חֹדֶשׁ. לְאַחַר שְׁנֵים עָשָׂרבְּגוּפָ גּוּפָן כָּלֶה, וְנִשְׁמָתָן נִשְׂרֶפֶת, וְרוּחַ מְפַזַּרְתָּן תַּחַת כַּפּוֹת רַגְלֵי צַדִּיקִים, שֶׁנֶּאֱמַר: ״וְעַסּוֹתֶם רְשָׁעִים כִּי יִהְיוּ אֵפֶר תַּחַת כַּפּוֹת רַגְלֵיכֶם Bedenleriyle günah işleyen isyankar yahudiler ve aynı zamanda Dünya uluslarının isyankar halkları cehenneme iner ve orada on iki ay yargılanır. On iki aydan sonra , bedenleri mahvolur, ruhları yanar ve bir rüzgar onları Salihlerin ayak tabanının altına saçar, dendiği gibi: Kötüleri ezeceksiniz. Çünkü bunları yaptığım gün, ayağınızın altında kül olacaklar... ¹¹ İşte yüce Allah’ın kastettiği de budur . Bu tıpkı hadis literatüründeki uydurma hadisler gibidir. Nitekim hadisler ilahi bir vahiy olarak kabullenmiştir . Evet peygamberin gerçekten de söyledikleri Allah’ın öğrettiği şeylerdir . Ama dediğimiz gibi onun bizzat dedikleri. hadis uyduran kişiler de kendi sözlerini peygamberin sözü olarak lanse ettikleri için bir nevi onun vahiy olduğunu ortaya atarlar. Ama bu yalan olduğu için ayetin zikrettiği veyl’e onlar da dahil olur. Çünkü ayetler sadece bazı şahısları hedef göstermek için inmemiştir. Bir kişiyi kötülediği zaman onun zatını varlığını ve bedenini kötülemez ,onun amellerini kötüler . Ve bu yerilen amelleri yayan herkes o hitaba muhataptır. Aynı şekilde bir kişiyi övdüğünde de onu iyi işler sergilediği için över . Ve bu övgü özelde bahsedilen kişi ,umumda da aynı hareketleri yapan herkes için geçerlidir
3-“ Yahudiler’in itikadina mensup olanların bir kısmı ,(vahyedilmiş) sözlerin anlamını çarpıtırlar; sözleri asıl bağlamından kopararak ,(şimdi yaptıkları gibi) işittik ama karşı çıkıyoruz! Ve dinleyin ama kulak asmayın! Ve asıl sen bizim sözümüze kulak ver ey Muhammed! Derler; böylece dilleriyle oyun oynarlar ve sahih itikadın yanlış olduğunu ima etmeye çalışırlar...”¹² Bu ayetteki tahrif ederler ifadesi sözlerin anlamını çarpıtmak demektir . Nitekim Yahudiler “raina”kelimesi gibi hem sövgü hemde gözetleme anlamına gelen bir ifadeyi sövgü amacıyla peygamber hakkında kullanmışlardır. Yani iki anlama gelen bir kelimeyi sözde iyi anlamda kullanıyorlar görünümünü vererek sövgüyü amaçlıyorlardı ve kelimeye mana tahrifi yapıyorlardı. Yahudilikle İlgili Kavram ve Tabirlerin Kullanımı El-Adevī’nin İbranice’ye hâkim oluşu, bazı ayetlerin açıklamalarında Daha sağlıklı yorum yapmasına vesile olmuştur. Örneğin, “Rāinā demeyin Unẓurnā deyin” (2/el-Bakara:104) ayetine düştüğü dipnotta o, Yahudilerin Kelime oyunları yaparak Hz. Muhammed’le dalga geçtiklerine, Kur’an’ın da Bu konuda uyarıda bulunduğuna dikkat çekmektedir. İbranice ra kelimesinin Kötü/şerli anlamına geldiğini söyleyen el-Adevī, çobanımız (rāinā) Anlamında kullanılan kelimenin, Yahudiler tarafından raenu (şerlimiz) Anlamında kullanıldığını ve Müslümanların bu hususta dikkatli olmaları Konusunda ihtar edilerek başka bir kelimeye yönlendirildiklerini dile Getirmektedir.
4 – “Daha sonra, bu kesin taahhütlerini bozdukları için onları rahmetimizden dışladık ve kalplerini katılaştırdık; (şimdi onlar) kelimeleri bağlamlarından kopararak çarpıtıyorlar; üstelik kendilerine hatırlatılan hakikatlerden bir kısmını da unutmuş durumdalar. Çok azı dışında hep onların ihanetine uğrayacaksın. Onları bağışla ve hoş gör! İyi bil ki Allah güzel davrananları sever”.¹³ Bu iki ayette de kullanılan Arapça cümle şöyledir: يحرفون الكلم عن مواضعه Şimdi bazı müfessirlerin bu ayet ve az önceki Nisa suresinde geçen bu cümle hakkındaki sözlerine bakalım:
İbni kesir: وَتَأَوَّلُوا كِتَابَهُ عَلَى غَيْرِ مَا أَنْزَلَهُ، وَحَمَلُوهُ عَلَى غَيْرِ مُرَادِهِ، وَقَالُوا عَلَيْهِ مَا لَمْ يَقُلْ Onlar Allah’ın kitabını indirilenin dışında tevil edip yorumladılar. Allah’ın muradı dışına taşıyıp Allah’ın demediğini ona dedirttiler.
Kurtubi: أَيْ يَتَأَوَّلُونَهُ عَلَى غَيْرِ تَأْوِيلِهِ، وَيُلْقُونَ ذَلِكَ إِلَى الْعَوَامِّ. وَقِيلَ: مَعْنَاهُ يُبَدِّلُونَ حُرُوفَهُ. (Gerçek) yorumu dışında yorumlayıp daha sonra avama bu şekilde lanse ettiler.
Razi وهَذا التَّحْرِيفُ يَحْتَمِلُ التَّأْوِيلَ الباطِلَ، ويَحْتَمِلُ تَغْيِيرَ اللَّفْظِ، وقَدْ بَيَّنّا فِيما تَقَدَّمَ أنَّ الأوَّلَ أوْلى؛ لِأنَّ الكِتابَ المَنقُولَ بِالتَّواتُرِ لا يَتَأتّى فِيهِ تَغْيِيرُ اللَّفْظِ. Bu Tahrif batıl yorum anlamına da lafız değiştirme anlamına da gelebilir. Biz geçen (bu konudaki ayetlerde) ilk yorumun daha öncelikli olduğunu açıklamıştık. Çünkü tevatür yoluyla gelen bir kitapta lafız değiştirilmesi olamaz .
Nesefi: يُفَسِّرُونَهُ عَلى غَيْرِ ما أُنْزِلَ İndiği anlam dışında tefsir ediyorlar.
Buka’i: وأوَّلُوهُ التَّأْوِيلَ الباطِلَ بِأهْوائِهِمْ؛ فَهم يُحَرِّفُونَ الكَلِمَ ومعانيها Keyiflerine göre batıl yorumlar yaptılar.Onlar kelimelerin anlamını tahrif ediyorlar (çarpıtıyorlar).
İbni Atiyye: فَقالَ قَوْمٌ – مِنهُمُ ابْنُ عَبّاسٍ -: تَحْرِيفُهم هو بِالتَأْوِيلِ؛ ولا قُدْرَةَ لَهم عَلى تَبْدِيلِ الألْفاظِ في التَوْراةِ؛ ولا يُتَمَكَّنُّ لَهم ذَلِكَ؛ ويَدُلُّ عَلى ذَلِكَ بَقاءُ آيَةِ الرَجْمِ؛ واحْتِياجُهم إلى أنْ يَضَعَ القارِئُ يَدَهُ عَلَيْها İbni Abbas’ın aralarında olduğu bir toplum şöyle dediler: tahrif etmeleri tevil hakkındadır. Tevrat’taki Lafızları değiştirmeye güçleri yoktur. Yapamadılar da zaten. Recim ayetinin halen Tevrat’ta olması, okuyan kişinin elini üzerine bırakma ihtiyacı duyması buna delildir.
Gördüğümüz gibi bu meşhur tefsirlerde de konuyu bu şekilde ele alanlar olmuştur. Evet ,ikinci görüşü de aktarmışlardır bazen ama onu daha çok tahminen ortaya koymuşlardır. Çünkü Tahrif ifadesi her zaman sözü çarpıtma anlamında kullanılmıştır. Diğer tahriften bahseden ayetler de aynen bu tarzdadır. Hepsi aynı şeyi kastediyor.
Yazan: Murat Can
(Dinler Tarihçisi)
Kaynaklar:
1 (B7362 Buhârî, İ"tisâm, 25)
2 (Müsned, V/136)
3 (Tevrat Yasa'nın Tekrarı 18:21-22)
4 (Kuran Bakara 75)
5 (Tevrat Yeşaya 40:8)
6 (İncil Matta 5:18-20)
7 (İncil Vahiy 22:18-19 )
8 (Kuran Enam 34)
9 (Bakara 79)
10 (Kuran Bakara 80)
11 (Babil Talmudu Rosh Hashanah 17a:3)
12 (Kuran Nisa 46)
13 (Kuran Maide 13)