İslam dininde sünnet yok mu?
Bazı Müslümanlar, Kur'an'da açıkça yer almadığı gerekçesiyle sünnet olmayı dinin bir parçası olarak kabul etmemektedir. Bu yaklaşımı savunanlar aynı zamanda sünnetin kökenini Antik Mısır'a dayandırarak, Yahudilere uygulanan hadım geleneğinin zamanla dini bir ritüele dönüştüğünü iddia eder. Fakat işin aslı öyle değil.
Bu iddiayı birkaç başlık altında inceleyelim;
1) Sünnetin tarihçesi ve yaptırılma nedeni
Sünnet uygulamasının kökenleri, Antik Mısır'a kadar uzanır. Arkeolojik bulgular, Antik Mısır'da sünnetin halk arasında uygulandığını ortaya koymaktadır. Nitekim bazı mumyaların incelenmesi sonucunda bu kişilerin sünnetli oldukları tespit edilmiştir. Sünnetin tıbbi açıdan gelişmiş olan Antik Mısır'da daha çok pratik ve hijyenik kaygılarla yapıldığını düşünülmektedir. Özellikle çöl iklimi, kişisel temizliğe verilen önemi artırmıştır. Sünnetin; penisin temiz tutulmasına, enfeksiyonların önlenmesine ve fimozis gibi tıbbi sorunların engellenmesine katkı sağladığı bilinmektedir.
Antik Mısır'da Sünnet Sahnesi.
Eski Krallık, 6. Hanedan, Kral Teti'nin saltanatı, yaklaşık M.Ö. 2345-2333. Ankhmahor'un mezarı, Sakkara nekropolü. Ayrıca sünnetin Yahudilerin etkisiyle daha sonra Mısırlılar arasında dini bir ritüele dönüştüğü de düşünülmektedir. Yahudilerin Mısır'dan Çıkışı'ndan (Tahmini M.Ö. 1419) sonralarına tarihlenen eski bir Mısır oyması ve bazı tarihçilerin yazıları bu görüşü desteklemektedir.
Mısır'ın Luksor kentindeki Mut Bölgesi'ndeki Khonspekhrod Tapınağı'nın kuzey iç duvarındaki sünnet sahnesini gösteren eski Mısır oyması. 18. Hanedan, III. Amenhotep, M.Ö. 1360 civarı.
2) Hadım iddiasının çürütülmesi
İlk başlıkta verilen bilgilerle zaten bu iddiayı çürüttük. Zaten Antik Mısır'daki sünnet uygulamasının Yahudi kölelerin hadım edilmesine bağlanması ciddi bir iftiradır çünkü Antik Mısır kaynaklarında Yahudi kölelerin hadım edildiğine dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca, Yasa'nın Tekrarı 23:1 ayeti, hadım edilmiş bir erkeğin Tanrı'nın topluluğuna kabul edilmeyeceğini bildirmektedir. Bu da Yahudi topluluğunun Mısır'da hadım edilmediğinin bir göstergesidir.
Yasa'nın Tekrarı 23:1 - Erkeklik bezi ezilmiş ya da erkeklik organı kesilmiş kişi RAB'bin topluluğuna girmeyecek.
3) Neden sünnet oluyoruz?
Eski Ahit'e göre sünnet, Tanrı ile İbrahim arasındaki antlaşmanın fiziksel işaretidir. İbrahim, imanıyla Tanrı'nın lütfuna erişti ve Tanrı da onunla nesiller boyunca sürecek olan bir antlaşma yaptı. Bu antlaşmanın şartı olarak, erkeklerin sünnet edilmesi emredildi. Sünnet, Tanrı'ya bağlılığın ve seçilmiş halkın bir parçası olmanın işaretiydi. Bu nedenle antlaşmanın gereği olarak nesiller boyunca sürdürülmesi istendi.
Yaratılış 17:9-14 - Tanrı İbrahim'e, "Sen ve soyun kuşaklar boyu antlaşmama bağlı kalmalısınız" dedi, "Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. Sünnet olmalısınız. Sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak (...) Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu. (...) Bedeninizdeki bu belirti, sonsuza dek sürecek antlaşmamın simgesi olacak. Sünnet edilmemiş her erkek halkının arasından atılacak, çünkü antlaşmamı bozmuş demektir."
Yeni Ahit'te de İbrahim'in sünneti Pavlus tarafından anlatılmıştır;
Romalılar 4:11 - İbrahim daha sünnetsizken imanla aklandığının kanıtı olarak sünnet işaretini aldı. Öyle ki, sünnetsiz oldukları halde iman edenlerin hepsinin babası olsun, böylece onlar da aklanmış sayılsın.
Bu ayette anlatılmak istenen şudur; sünnet, Tanrı'nın İbrahim'i doğru saydığının işareti, mührü ve kanıtıdır. Yaratılış 17:9-14 ayetlerinde de bundan bahsedilmiştir. Böylece İbrahim, sünnet buyruğunun verilmesinden önce Tanrı'ya iman edip aklandığı için Yahudi olmayan imanlıların da babasıdır.
(Peygamberlerin sünnet olmadığına dair hiçbir kaynak yoktur.)
4) Kur'an neden sünnetten bahsetmiyor?
Kur'an'ın sünnetten bahsetmeme sebebi sünnetin hükmünün İncil'de kalkmış olmasından dolayıdır. Örnek ayetlere bakalım;
Galatyalılar 5:6 - Mesih İsa'da ne sünnetliliğin ne de sünnetsizliğin yararı vardır; yararlı olan, sevgiyle etkisini gösteren imandır.
Galatyalılar 6:15 - Sünnetli olup olmamanın önemi yoktur, önemli olan yeni yaratılıştır.
Romalılar 2:25-29 - Kutsal Yasa'yı yerine getirirsen, sünnetin elbet yararı vardır. Ama Yasa'ya karşı gelirsen, sünnetli olmanın hiçbir anlamı kalmaz. Bu nedenle, sünnetsizler Yasa'nın buyruklarına uyarsa, sünnetli sayılmayacak mı? Sen Kutsal Yazılar'a ve sünnete sahip olduğun halde Yasa'yı çiğnersen, bedence sünnetli olmayan ama Yasa'ya uyan kişi seni yargılamayacak mı? Çünkü ne dıştan Yahudi olan gerçek Yahudi'dir, ne de görünüşte, bedensel olan sünnet gerçek sünnettir. Ancak içten Yahudi olan Yahudi'dir. Sünnet de yürekle ilgilidir; yazılı yasanın değil, Ruh'un işidir.
Tanrı'nın gönderdiği şeriatlar arasında farklılıklar olabilir. Bu bir çelişki yaratmamaktadır. Çünkü Tanrı'nın 3 şeriatı farklı dönemlerde farklı halklara gönderilmiştir. Sünnetin hükmü ise bizim İsa Mesih'te sünnet edilmemizle ortadan kalkmıştır;
Koloseliler 2:11-13 - Ayrıca Mesih'in gerçekleştirdiği sünnet sayesinde bedenin benliğinden soyunarak elle yapılmayan sünnetle O'nda sünnet edildiniz (...) Sizler suçlarınız ve benliğinizin sünnetsizliği yüzünden ölüyken, Tanrı sizi Mesih'le birlikte yaşama kavuşturdu. Bütün suçlarımızı O bağışladı.
Elimizdeki tüm bu bilgilere baktığımız zaman, sünnetin kökeni Yahudi geleneğine dayanan bir uygulama olduğu ve Yahudilerin, Mısır'da uğradığı hadım zorbalığı nedeniyle sonradan dine yerleştirdikleri yönündeki iddiaların geçersiz olduğu görülmektedir. Ayrıca, sünnetin Mesih ile birlikte kalktığı da İncil ayetleriyle anlaşılmaktadır ve bu nedenle Kur'an'da açıkça yer almamaktadır. Dolayısıyla sünnet olmak artık antlaşmanın bir parçası olarak sayılmasa da, isteyenler için hala uygulanabilirdir ve yasak değildir.